Aileme Notlar

ÇOCUĞUM KONUŞMUYOR, NE YAPACAĞIM!

Çocuğunuz doğumundan itibaren çeşitli sesler çıkararak veya hareketleriyle kendini ifade etti ve siz de zamanla onun ne hissettiğini ya da istediğini anladınız. Gün geldi artık o da “kelime”leri kullanmaya başladı. Çocuğunun ağzından çıkan ilk kelimeyi duymak, onun kendine has şekilde uydurduğu kelimeleri dinlemek, derdini anlatmak için çabalamasını izlemek çoğu ebeveynde hoş duygular yaratır. Peki bu süreç sağlıklı bir şekilde devam etmemişse ne olur? Çocuğunuz yaşıtları gibi konuşamıyorsa veya belli bir dönemden sonra konuşmamaya başladıysa ne yapılmalıdır?

Gecikmiş konuşma; sıklıkla karşılaşılan, sebeplerinin ortaya çıkarılmasında ve çözümünde mutlaka uzman yardımı gerektiren bir problemdir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki bu problemi yaşayan çocuklara gerekli destek verilmediği ve söz konusu çocuklar okul hayatlarına da bu sorunla başladıkları takdirde ciddi öğrenme yetersizliği görülebilmektedir.

Gecikmiş Konuşma Probleminin Belirtileri

Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülen gecikmiş konuşma probleminin belirtileri, sebeplerine göre farklılık göstermekle birlikte ipucu niteliğindeki bir kısım hususların altını çizebiliriz. Bir çocuğa ilişkin gözlemlenen şu hâllerde gecikmiş konuşmadan bahsedilebilir:

  • 1 yaşına geldiği hâlde ismine ya da “hayır” gibi bazı basit komutlara tepki vermiyorsa
  • 16 aylık olmasına rağmen henüz ilk sözcüğünü söylemediyse
  • 3 yaşından sonra aile dışındaki kişiler tarafından konuşmasının anlaşılmasında güçlük yaşanıyorsa
  • 5 yaşında basit bir öyküyü anlatamıyorsa

Konuşma problemi olan çocuklar duygu ve düşüncelerini sözel olarak aktarmak yerine vücut devinimleriyle ortaya koyarlar. Çıkardıkları ses dinleyenler tarafından anlamsız bulunabilir. Ortada somut bir sebep yokken ağlama, bağırma, oyuncaklarını fırlatma, kırma, kâğıtları yırtma, ortalığı dağıtma gibi hareketler görülebilir. Bunun sebebi çocuğun kendini rahatça ifade edememesidir. Konuşamayan bir çocuk çevresiyle uyum sağlamada güçlük çekmektedir. Buna paralel olarak arkadaşları da çocuğu dışlayıp, oyundan ve sosyal ortamlardan soyutlayabilirler. Bu ise konuşma problemine ek olarak çocuğun uyum sorunu yaşayan bir bireye dönüşmesine sebep olabilir.

Konuşmayı Geciktiren Sebepler

Unutulmamalıdır ki her çocuğun gecikmiş konuşma problemi aynı sebebe bağlı olmayabilir. Dolayısıyla konuşmayı geciktiren sebepler birden fazla olabilir ve her bir sebep detaylı inceleme gerektirir. Problemin ortadan kaldırılmasında en önemli nokta, sebebinin sağlıklı bir şekilde teşhis edilmesidir.

Gecikmiş konuşmanın sebeplerinden biri ailenin kendi içindeki iletişim sorunlarıdır. Ailede konuşmanın bir iletişim aracı olduğu çocuğa hissettirilmez ve onda konuşma gereksinimi yaratılmazsa, çocuk konuşmaya gerek görmeyecektir. Anne babanın çocuğa karşı aşırı sert tutumu, karşılayamayacağı beklentiler içine girip mükemmeliyetçi yaklaşması, uyguladıkları ödül-ceza yöntemleri de iletişim kapsamında değerlendirilmelidir. Gecikmiş konuşma problemini tetikleyen diğer sebeplere baktığımızda ise şunları görüyoruz:

Kardeş kıskançlığı, kazalar veya şokların sebep olduğu duygusal sarsıntılar çocuğun konuşmasını geciktirebilir veya geriletebilir.

Çocuğun gelişim döneminde iki lisanı birden öğrenme durumunda kalması ve ailede birden fazla lisan konuşulması onda geçici bir karmaşa yaratıp anadilini öğrenmesini geciktirebilir.

Çocuğun bir yaşına kadar geçirmiş olduğu uzun süreli ve ağır hastalıklar konuşmasının gecikmesine sebep olabilir. Çocuklar dili çevrelerindeki konuşmaları model alarak, bunları kendi konuşmalarında deneyerek ve bu denemeleri çevresi tarafından takdir edilirse öğrenirler. Hasta bir çocuğun ebeveynlerinin odak noktası, çocuğun iyileşmesi olacağı için dili kazanması ile ilgili pekiştireçler yetersiz kalabilir veya ikinci plana itilebilir. Bu durum da konuşmayı geciktirebilir.

Zekâ geriliği, işitme kaybı, otizm, serebral palsi (beyin felci) vb. rahatsızlıklar da gecikmiş konuşmanın sebebi olabilir.

Çözüm Ne?

Gecikmiş konuşmanın tedavisinde çok meslekli bir ekip çalışması gereklidir. Konuşma gecikmesinin sebebinin belirlenip, bu sebebin ortadan kaldırılması en önemli ilkedir. Bunun için de mutlaka bir uzman yardımı alınmalıdır.

Özrün nedenine, türüne ve derecesine bağlı olarak değişmekle birlikte tedavideki ilk ve en önemli basamak “çocukta konuşma gereksinimi yaratmak”tır. Çocuk konuşmaya ihtiyacı olduğunu düşünmezse konuşmaya yeltenmez. Bu sebeple etrafındakiler, yarım bıraktığı kelimeleri ve cümleleri tamamlaması için çocuğu cesaretlendirmeli ve bunu yapmadığında onu anlamadıklarını (ama anlamaya hazır olduklarını) belirtmelidirler.

Konuşma ihtiyacı yaratıp çocuğun konuşmayı bir iletişim aracı olarak kabul etmesi sağlandıktan sonra sözcük dağarcığını geliştirme ve çocuğun çıkaramadığı sesler üzerinde artikülasyon çalışmaları ile tedavi sürecine devam edilir.

Çocuğunuzun dil gelişiminin sağlıklı olmasını istiyorsanız; lütfen onu dinleyin. Dinlemek; konuşurken onun gözlerine bakmak, ona dinlediğinizi hissettirmek ve anlatmak istediği şeyi anlatmasına fırsat verip sözünü kesmemek demektir.

Lütfen çocuğunuzu “gerçekten” dinleyin.

Zeynep Gündoğdu

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı

Yararlanılan kaynaklar:

DİRİM, A. (2006). Çocuk Ruh Sağlığı. İstanbul: Esin Yayınevi

HOOPER, S. R. and UMANSKY, W. (2004). Young Children With Special Needs Fourth Edition. New Jersey: Pearson Merrill Prentice Hall.

ÖZCEBE, H. ve diğer. (2008). T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetlerinde Okul Sağlığı Kitabı. Ankara: Yücel Ofset Matbaacılık.

ÖZGÜR, İ. (2003). Konuşma Bozuklukları ve Sağaltımı. Adana: Nobel Kitabevi

ÖZSOY, Y. (1988). Özel Eğitime Giriş.

REİCH, P. A. (1986). Language Development. New Jersey: Prentice-Hall, Englewood Clifes.

ÇOCUĞUMUN BOYU KISA MI?

Her çocuğun genetik yapısı ve içinde yetiştiği çevre farklı olduğu için fiziksel gelişimi de farklı olabilir. Bu yüzden çocuğunuzu, başkalarıyla kıyaslamayın ve kimseyle karşılaştırmayın. Onu, kendi gelişim evrelerine göre değerlendirin ve izleyin.

Eğer çocuğunuzun, olması gereken fiziksel ölçülerde olmadığını düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

Boy ve kilo ile yaş arasında uygun bir oran olmalıdır. Çocuğunuzu, gelişim düzeyinin üzerindeki etkinliklere zorlamayın. Çünkü öğrenmeye karşı olumsuz tutum geliştirmesine neden olabilirsiniz.

Eğer çocuğunuzun gelişim dönemine göre yetersizlik gösterdiğini düşünüyorsanız sabırlı olmalısınız, bunu doğal karşılamalısınız. Uygun eğitim yaşantıları sağlayarak bu sorunu ortadan kaldırabilirsiniz.

Beslenme ve fiziksel gelişim yakından ilişkilidir. Çocuğunuzun bu yaşlarda yeterli ve dengeli beslenmesine özen gösterin.

ÇOCUĞUM İYİ BESLENİYOR MU?

Çocuklar bazen yemek yemede zorluk çıkarırlar. Çocuk eğer hasta değilse ve buna rağmen yemek yememekte ısrar ediyorsa bunun nedenleri vardır. Bu nedenleri tespit etmeniz gerekir.

• Çocuğunuza gereksinim duyduğu kadar yemek verin.

• Onu, farklı damak tatlarına alıştırın, yemek yemeye zorlamayın.

• Her çocuğun ihtiyacı olan yemek miktarı farklıdır. Bazıları daha az yemekle doyarken bazıları daha çok yemekle doyar.

• Çocuğun yanında, yemeklerle ilgili olumsuz görüş bildirilmesine izin vermeyin.

• Eğer siz sebze yemiyor, kahvaltı yapmıyorsanız çocuğunuzu bunları yapmaya ikna edemezsiniz.

Bu dönemde çocuğunuz, artık sizi anlayabilecek durumda olduğu için ona, yeterli ve dengeli beslenme bilinci kazandırmanız gerekir. Her şeye rağmen çocuğunuzun yeterli beslenip beslenmediğini görebilmek için yılda 3-4 defa boy ve kilo ölçümü yaptırın. Çocuk, uygun şekilde kilo alıyor, boyu da uzuyorsa yedikleri yetiyordur.

Çocuğun, yeterli ve dengeli beslenebilmesi için dört temel besin öğesinden de gerekli miktarda alması gerekir.

1. Et, tavuk, balık, yumurta, kuru nohut, fasulye mercimek… (protein, b grubu vitaminleri, mineral ve enerji kaynakları)

2. Süt, yoğurt, peynir, çökelek… (Kemik gelişimi ve sağlığı, kas ve sinir sisteminin düzenli çalışması için gerekli olan kalsiyum, B vitamini, A vitamini ve protein içeren besinler)

3. Tahıllar

4. C vitamini içeren besinler (Sebze ve meyveler)

Bu yaş grubunda her gün en az alınması gereken gıdalar şöyledir: iki bardak süt, yoğurt, kibrit kutusu kadar beyaz peynir, iki çorba kaşığı pilav/makarna, bir yumurta ya da yumurta büyüklüğünde et, balık veya iki çorba kaşığı mercimek.

Beslenme ve fiziksel gelişim yakından ilişkilidir. Çocuğunuzun bu yaşlarda yeterli ve dengeli beslenmesine özen gösterin.

ÇOCUĞUM HAYVANLARI SEVİYOR

Hayvanlar yaşamın stresini atmamıza yardım eden dostlarımızdır. En gergin ve sinirli olduğumuz bir anda yavru bir köpeğin bize sevgiyle bakması, bir kuşun tatlı tatlı ötmesi bizleri bambaşka yerlere götürür ve bütün sıkıntımız, biz fark etmeden akıp gitmiş olur.

Hayvanları sevmek bizi daha sevecen, daha duygusal ve hayatımızı daha eğlenceli kılar. Biz yetişkinler için hâl böyle iken çocuklar için de ayrı bir önemi vardır hayvanların. Bitki ve hayvanlarla sağlıklı iletişim kuran çocuklar daha mutlu, daha sevgi dolu, daha sosyal, özverili, öz güveni yüksek bireyler olurlar.

Yapılan araştırmalara göre evcil hayvan besleyen çocukların bağışıklık sistemi daha kuvvetli oluyor. Bunun yanında yine araştırmalara göre çocuklar aile içindeki gerginlikleri hayvanlar sayesinde aşabilmekte, korkularından bu sayede uzaklaşabilmektedirler.

Hayvan besleyen çocuklar daha sakin, daha hoşgörülü, daha sosyal, daha sağlıklı iletişim kuran bireylerdir.

Erken yaşta sorumluluk aldıkları için daha mesuliyetli ve duyarlıdırlar. Arkadaş canlısı, sevmeyi bilen, duygusal, öfkesini kontrol edebilen, bağlılık duygusu gelişmiş, yardımsever, empati kurabilen, öğrenirken öğrenebilen, koruma ve korunmayı bilen, kolay iletişim kurabilen, sabırlı ve doğayı seven bireyler olarak yetişirler.

Çocuk, önce kendini sonra dış dünyayı tanır. Dış dünyayı duyularıyla algılar ve taklit ederek, iletişim kurarak öğrenir. İletişimi kiminle, nasıl, ne şekilde, ne sıklıkla kurduğu önemlidir. Hayvanlar ve bitkiler çocuğu yaşama hazırlayan önemli varlıklardır.

Çocuğunuza, hayvanlarla iletişim kurabileceği ortamlar hazırlayın. Ona büyük iyilik etmiş olursunuz.

ÇOCUĞUM KENDİNE GÜVENİYOR

Öz güven, insanın kendisine güvenmesi, kendinin farkında olmasıdır. Çocuğunuz kendine güveniyorsa zorluklar karşısında yılmaz. Olumsuzluklara karşı hazırlıklı olduğu için hayal kırıklığı yaşamaz.

Çocuğun gerçek dünya ile yüzleşmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Bunu erteleyebilirsiniz ama asla engelleyemezsiniz. Bu yüzden onun donanımlı, kendini iyi hisseden, güçlü, olumsuzluklarla baş edebilen, hayattan zevk alan, gülmeyi bilen bir birey olabilmesi için kendisine güvenmesi gerekir.

Zayıf ve güçlü yanlarının farkında olan birey, kendini tanıma konusunda daha bilinçlidir. Eğer çocuğunuzun korkuları varsa, ezik hissediyorsa, ben yapamam, başaramam kaygı taşıyorsa siz de kaygılanamaya başlayın. Bu durumu değiştirmek için zaman kaybetmemelisiniz. Çocuğunuzun bu durumdan kurtulması için harekete geçmeli ve gerekli tedbirleri almalısınız.

• Her şeyden önemlisi çocuğunuza değer verin.

• Onu dinleyin, söylediklerini önemseyin, çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun fikrini sorun.

• Tercihlerine saygı gösterin.

• Onu azarlamayın.

• Özellikle arkadaşlarının yanında gururunu kırmayın.

• Çocuğunuza deneme fırsatı verin. O denemeye niyetlendiğinde sabırsız davranıp onun yerine siz yapmayın.

• İnatla ve ısrarla tekrar tekrar denemesi için onu cesaretlendirin.

• Unutmayın, başarısız çocuk yoktur, yeterince denemeyen çocuk vardır.

Çocuğunuzda öz güven eksikliği olduğunu nasıl anlarsınız?

Eğer meraklı değilse, yeni şeyler öğrenmeye istekli değilse, kendisi ile ilgili olumsuz düşüncelere sahipse, kötümserse, çok çabuk hayal kırıklığına uğruyor ve pes ediyorsa, mutsuzsa çocuğunuzun öz güveninin eksik olabileceğini düşünebilirsiniz.

Öz güveni yüksek olan çocuk, grup çalışmalarına isteklidir. Paylaşımı sever. Problemlerle karşılaştığında çözüm yollarını sıkılmadan dener. Olumsuzluklar karşısında yılgınlığa düşmez. Kendini bilir.

Yapabileceklerinin ve zayıf yönlerinin farkındadır. İyimserdir. Çocuğunuzu takdir edin. Sadece ürettikleri için değil, sarf ettiği çaba için de takdir edin. Her deneme başarıyla sonuçlanmayabilir. Denemeye karşı geliştirdiği olumlu tutum için takdir edin.

Çocuğunuz, söylediklerinizden çok yaptıklarınızı öğrenir. Ona iyi bir model olun. Güvenli ve huzurlu bir aile ortamı hazırlayın. Çocuğunuz, rekabet etmeyi değil işbirliği içinde çaba göstermeyi öğrenirse öz güvenini geliştirecektir.

ÇOCUĞUMUN ZEKÂSINI ETKİLEYEBİLİR MİYİM?

Zekâ, doğuma kadar geçen süreçte, kalıtım, anne adayının beslenmesi, sağlığı gibi unsurların etkisi altındadır. Doğum sırasında, oksijen alımını etkileyebilecek herhangi bir olumsuzluk, doğumdan sonra ise çocuğun yaşadığı çevre zekâyı önemli ölçüde etkiler.

Çocuğunuza alacağınız oyuncakları bilinçli seçmeli, oyuncağın neye hizmet edeceğinin farkında olmalısınız.

Çocuğun dış çevresiyle ilişkisi, tutum ve davranışları üzerinde etkilidir. İçinde yetiştiği çevre, iletişim içinde olduğu diğer varlıklar, nesneler, objeler, kısaca tüm uyaranlar ne kadar nitelikli ise çocuğun zekâsı o derece olumlu etkilenir.

Çocuğunuza uygun ortamlar hazırlayın. İlgi ve uyaranların yetersiz olduğu ortamlarda zekâ gelişimi istenilen düzeyde gerçekleşmez, yavaşlar.

Çocuğunuzun zekâ kapasitesini artırmak istiyorsanız öncelikle kendiniz bilinçlenmelisiniz. Bu konuda yazılmış bilimsel kaynaklardan faydalanmalı, yapılması gerekenleri bilinçli olarak uygulamalısınız.

ÇOCUĞUM OKULA ALIŞIRKEN

Anasınıfına başlayan çocuğunuzun ilk kez ailesinden ayrılması ve değişik bir ortamda yalnız bulunması, onun farklı tepkiler vermesine sebep olabilir. Çocuk, huysuz davranabilir, ağlayabilir ya da okula gitmek istemeyebilir. Bu sorunlara her çocukta rastlanmaz. Fakat rastlanılan durumların sayısı hiç de az değildir.

Sorun olabilecek durumlardan bazılarına örnek verecek olursak:

• Ailenin evde okul ya da öğretmen ile ilgili olumsuz diyalogları

• Öğretmenin genel tavrının sinirli ve asık suratlı olması

• Çocuğun tuvalet ile ilgili yaşayabileceği sıkıntılar

• Çocuğun uykusunu yeterli miktarda almıyor olması

• Evde küçük bir kardeşin varlığı

• Çocuğun anne ve baba arasındaki sorunlara sık sık şahit olması

• Eve misafir olarak gelen anneanne, babaanne ya da dede

• Çocuğun okuldan zamanından geç alınması

• Çocuğun arkadaşlarının alay edebileceği (kekemelik, gözlük kullanma, bazı tikler vs.) bir özelliğinin bulunması

Çocuğun uyum sürecinde ona destek olmak, onu anladığınızı hissettirmek ve okulun güvenli bir yer ve öğretmeninin de güven duyulacak bir kişi olduğunu anlamasına yardımcı olmak son derece önemlidir. Sizin kaygılı tavırlarınız, çocuğunuzun da okul konusunda kaygı yaşamasına sebep olur.

Siz görmeseniz de çocuğunuz arkadaşlarıyla oyun oynuyor, öğretmenini dinliyor, ona soru soruyor, onun sorularına yanıt veriyor, resim yapıyor, şarkı söylüyor ve dans ediyor. Tüm bunları yaparken de ait olduğu sosyal ortamda hayata hazırlanıyor.

Çocukların okulunu sevmesi ve alışması birçok etkene bağlı olabilir. Eğer okula gitme konusunda hâlâ sorunlar yaşıyorsanız, bazı konuları gözden geçirip sorunun kaynağına ulaşmanız ve öğretmenle işbirliği yaparak sorunu çözmeniz gerekmektedir. Çözüm konusunda çaresiz hissediyorsanız mutlaka bir uzmana danışmalısınız.

ÇOCUĞUM KİTAP KURDU!

Çocuk kitapları, çocukların dünyasını genişleten; onların bilişsel, sosyal ve dilsel gelişimine katkıda bulunan en güzel araçlardan biridir. Okul öncesi dönemde kitaplardan zevk alan ve onlara değer veren çocuklar gelecek yaşantılarında da iyi birer okuyucu olacaklardır.

Çocukluk döneminde kendisine kitap okunan ve ebeveynlerini kitap, dergi, gazete okurken gören çocuklar kitaplarla olan dostluklarına ilelebet devam ederler.

Çocuğunuza kitap seçerken ona iyi örnekler sunmak sizin görevinizdir. İşte size kitap seçimi ve çocuğunuza okuma alışkanlığı kazandırmanız için birkaç öneri:

• Seçtiğiniz kitabın, çocuğunuzun yaş grubuna uygun olmasına dikkat ediniz.

• Resimli kitaplar seçiniz. Resimlerin sayfanın üçte ikisini kaplıyor olmasını da göz önüne alınız.

• Bir kitabı almadan önce mutlaka kendiniz okuyup, içeriği ile ilgili bir değerlendirme yapınız.

• Çocuğunuzun kitapların sayfalarını çevirmesine, siz yanında olmadığınız zamanlarda da kitaplarını incelemesine izin veriniz.

• Okuduğunuz bir kitabı, ertesi gün çocuğunuzun size okumasına (resimlere bakarak anlatmasına) fırsat tanıyınız.

• Çocuğunuzun bir kitaplığı olmasına ve burada kitaplarını özenle korumasına olanak sağlayınız.

Birlikte süsleyeceğiniz bir kutuyu bile bu iş için kullanabilirsiniz. Önemli olan kitaplar için olanaklarınız dâhilinde bir yer belirleyip düzenlemenizdir.

• Okuma saati uygulaması yapınız. Siz kitabınızı okurken çocuğunuz da kendi kitabını inceleyebilir.

• Çocuklar aynı kitabın defalarca okunmasından hoşlanırlar. Her defasında başka bir kitap okuma yanılgısına düşmeyiniz.

• Çocuğunuza nitelikli çocuk edebiyatından eserler sunmaya özen gösteriniz.

• Çocuğunuza, kitapların bir oyuncak olmadığını anlatınız.

ÇOCUĞUM ÜSTÜN ZEKÂLI MI?

Günümüzde birçok aile, “Benim çocuğum çok zeki” ya da “Benim çocuğum üstün zekâlı” gibi cümleleri sıkça kullanmakta. Elbette ki tüm çocukların üstün zekâlı olmasını bekleyemeyiz. Bu cümleleri kullanan aileler, sıklıkla böyle bir arzu içinde olduklarının işaretini vermektedir.

Ebeveynlere düşen görev, çocuğun ilgi ve becerilerini gözlemleyip, gelişimini bu alanda desteklemek olmalıdır. Bununla birlikte gerçekten üstün zekâlı olduğunu düşündüğünüz bir çocuğunuz varsa onun bu özelliğini geliştirecek önlemleri de almanız gerekir. Bunun için okulunuzdaki rehberlik uzmanın yanı sıra Rehberlik ve Danışma Merkezleri ve Bilim ve Sanat Merkezleri ile iletişim kurmanız size yol gösterecektir.

Üstün zekâlı çocukların özelliklerini kabaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

• Yaşıtlarından büyük çocuklarla oynamaktan hoşlanırlar.

• Daha az uyurlar.

• Enerjileri çok yüksektir.

• Bulmaca çözmekten hoşlanırlar.

• Sözcük dağarcıkları oldukça geniştir.

• Çok kolay öğrenirler.

• Sanat dallarından biri ya da bir kaçında başarılıdırlar.

• Doğaya karşı ilgilidirler, doğa ile ilgili sıkça soru sorarlar.

• Gündemdeki olaylar ilgilerini çeker.

• Yaşıtlarının ilgi duyduğu konulardan farklı konulara ilgi duyarlar.

• Sorunlara değişik çözüm önerilerinde bulunurlar.

• Hayal dünyalarının geniş olduğu gözlenir.

ÇOCUĞUMUN BİLİŞSEL GELİŞİMİ

Okul öncesi dönemde bilişsel gelişim; kavram öğrenme, matematik becerileri, varlıklar arasında ilişki kurma, eşleştirme, gruplandırma, farklılığı ayırt etme, problem çözme, dikkat ve bellek konularını kapsar.

Çocuğunuzun bilişsel gelişim özelliklerini öğrenerek, hangi konularda başarılı, hangi konularda desteğe gereksinimi olduğunu tespit edebilirsiniz.

60-72 Aylık Çocukların Bilişsel Gelişim Özellikleri

1. Bedeninin parçalarını kendi üzerinde adlandırır ve resimle eşleştirir.

2. Artık materyalleri kullanarak özgün bir ürün oluşturur.

3. 10-25 parçalı yap-bozu yapar.

4. Aynı dokuya sahip 6-10 nesneyi eşleştirir.

5. Aynı dokuya sahip 6-10 nesneyi gruplar.

6. İki üçgeni birleştirerek kare yapar.

7. 20’ye kadar atlamadan sayar.

8. 1-10 arasında verilen nesne grupları ile rakamları eşleştirir.

9. Nesneleri kullanarak toplama ve çıkarma yapar (1’den 10’a kadar).

10. Yaşadığı şehrin ve sokağın adını söyler.

11. Dün, bugün ve yarın ile ilgili konuşur.

12. Daha önce dinlediği öyküleri içeriğine uygun olarak anlatır.

13. Nesneleri bir özelliğine göre (renk, şekil, boyut gibi) gruplandırır.

14. Sorulan sorulara kendine özgü cevaplar verir.

15. Nesnelerin bir sıra içindeki konumunu (birinci, ikinci, üçüncü gibi) isimlendirir.

16. Haftanın günlerini sırasıyla söyler.

17. Kısa bir süre gösterilip gizlenen resimdeki nesneleri hatırlar.

18. Sağını- solunu gösterir.

19. Gösterilen iki resimden birinde var olan farklılıkları gösterir.

20. Günlük yaşamda kullanılan sembolleri tanır.

21. Yarım ve bütün olan nesneleri gösterir.

22. Belli bir olaydan sonra ne olacağını tahmin eder.

23. Nesneler arasındaki benzerlik ve farklılıkları gösterir.

24. Eşleştirme, ilişki kurma, gruplandırma ve sıralamayı neye göre yaptığını açıklar.

25. Basit neden- sonuç ilişkilerini açıklar.

26. “En az, en çok, birkaç”ın anlamını bilir ve uygun davranışı gösterir.

ÇOCUĞUM ÖZ BAKIMINI YAPIYOR

Öz bakım becerileri yani tuvalet eğitimi, temizlik ve yeme alışkanlığı gibi davranışlar öğrenilerek kazanılan davranışlardır.

Çocuğun ilk öğretmenleri annesi ve babasıdır. Bu anlamda, bu becerilerin gelişmesi anne ve babayla yakından ilişkilidir. Eğer çocuk tuvalet temizliğini yapamıyorsa, dişlerini fırçalamıyorsa, banyo yapmaktan nefret ediyorsa, tırnaklarının kirli ve uzun olmasından rahatsızlık duymuyorsa, kıyafetlerinin pis oluşundan etkilenmiyorsa ailenin sorumluluğu önemli ölçüde kendisinde araması gerekir. Çünkü çocuk gördüğünü öğrenir.

Öz bakım becerileri gelişmiş çocuk kendine güvenir. Sosyal yaşamı kesintiye uğramaz. Sağlıklı ve bakımlıdır. Toplumla ve kendisiyle barışıktır. Sorumluluk duygusu gelişmiştir. Düzeli ve temiz görünür.

Öz bakım becerilerinin gelişmesi için okulda kazandırılmaya çalışılan bu becerilerin devamının evde sağlanması gerekir. Aksi takdirde sadece okulda gösterilen çaba, kazanılan tutum ve davranışlar, alışkanlığa dönüşmeden sönecektir. Bu yüzden çocuğunuzun öğretmeni ile iletişim ve işbirliği içinde olmalısınız.

ÇOCUĞUM MATEMATİĞİ SEVİYOR

Matematik birçok çocuk hatta yetişkin için korkutucu olmuştur. Aslında çocuk için ürkütücü demek yanlış olur. Çünkü çocuk yetişkinlerden öğrenir bu duyguyu. Yetişkinler, kendi korkularını, zayıflıklarını bir şekilde çocuğa yansıtırlar. Sonuçta her çocuk algılayabildiği ölçüde öğrenir ve siz, bir yetişkin olarak onun algısına hitap etmek zorundasınız.

Okul öncesinde matematik öğretimi ile amaç matematikçi yetiştirmek değildir. Amaç, çocuğa düşünme becerileri kazandırmaktır. Neden-sonuç ilişkisi kurmasını sağlamak, yorum, analiz, sentez, kıyaslama, karşılaştırma becerilerinin gelişmesine destek olmaktır. Bunları elde ederken elbette günlük yaşam becerileri de kazanır çocuk. Sayı saymayı, basit işlemler yapmayı vs. öğrenir.

Çocuk eksikliğini hissettiği şeyi öğrenme eğilimindedir. Ona, matematiği öğrenmediğinde hayatında oluşacak boşluk fark ettirildiğinde, çocuk matematiği farkına varmadan öğrenir.

Çocuklar bu dönemde saymayı çok sever. Sayı sembollerini tanır. Sayılarla, o sayıya denk gelen nesne gruplarını eşleştirir. Basit düzeyde artırma ve eksiltme işlemlerini zevkle yapar. Ta ki büyüyüp algısının dışındaki birtakım uyaranlarla, adına “matematik” denilen bazı işlemlerin çocuğun önüne konulması ve algılayamadığı için de tepkisiz kaldığı bu ders çocuğun korkulu rüyası olmaya başlayıncaya kadar.

Lütfen çocuğun, matematiğe karşı olumsuz tutum geliştirmesine izin vermeyelim. Çocuktan, üstesinden gelemeyeceği problemleri çözmesini beklemeyelim. Gelişim düzeyinin gereğine ve zekâ türüne uygun beklentilerle matematiği tanımasını sağlayalım.

ÇOCUĞUMLA İLETİŞİM KURMALIYIM

İletişim, sosyal yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Çocuğun, toplumla sağlıklı iletişim kurabilmesi için ailede bunu görmüş, okulda da geliştirmiş olması gerekir.

Doğru ve etkili iletişim bireyin mutlu ve doyuma ulaşmış olmasını sağlar.

Çocuk, konuştuğu zaman etkili bir şekilde dinlenilmek; dinlediği zaman da geribildirimde bulunmak ister. Bu süreç kesintiye uğrarsa sağlıklı iletişim kurulamaz.

Çocukla iletişim, çocuk anne karnındayken başlar. Doğduğu andan itibaren görsel, işitsel ve dokunsal biçimde devam eder. Çocuk konuşmayı öğrendiğinde, daha önce ifade edemediği kadar etkili geri bildirimde bulunur ve bunun gereğinin yapılmasını bekler. Eğer tatmin edilmezse hırçınlaşır.

Çocuğunuzla iletişim kurmanın en etkili yolu onu duymanız ve dinlemenizdir.

Çocuğunuzun anlattıklarını önemseyin; ona anlattıklarıyla ilgili sorular sorun ve gereğini yapın. Çocuğunuzu anladığınızı hissettirin ki duygularının önemsediğini fark etsin.

Empati kurun ve kedinizi onun yerine koyun. Size yapılmasını istemediğiniz şeyleri ona yapmayın. Otoriter, kısıtlayıcı, kontrol edici, yargılayıcı tavırlar içinde olmayın. Çocuğunuz sizden korkmasın ki sizinle iletişime açık olsun.

ÇOCUĞUM VE TOPLUM KURALLARI

Sosyal yaşam içinde bireylerin huzur içinde yaşaması kurallara bağlıdır. Çocuklar toplumun bir parçası olarak ilk defa aile ortamında kurallarla tanışır. Ailede öğrenilen kurallar kolaylıkla çocuğun gelecek yaşantısına aktarılırken, çocuğuna sosyal kuralları benimsetememiş ailelerin çocukları uyum sorunlarıyla karşılaşır.

Çocuğunuza kuralları öğretirken öncelikle ona doğru model olmaya dikkat etmelisiniz.

Çocuğunuzun kurallara uyma davranışını sözel pekiştirmelerle ödüllendirerek yaptığı doğru hareketleri içselleştirmesini sağlamalısınız. Örneğin, “Günaydın!” diyerek selamlaştığınız komşunuza, çocuğunuz da selam verdiğinde, “Ayşe Teyzene günaydın demen çok güzel bir davranıştı, aferin benim tatlı kızıma/oğluma.” diyebilirsiniz.

Çocuğunuza sosyal ortamlarda gerekli durumlarda, “Lütfen, teşekkür ederim, bir şey değil, özür dilerim, iyi günler” gibi nezaket cümlelerini kullanması yönünde destek vererek, onun bu davranışları kavramasını sağlayabilirsiniz. Bunu yaparken, çocuk kitaplarından faydalanmak da iyi bir yol olacaktır.

Dikkat etmeniz gereken bir nokta da “Hadi oğlum, şimdi teşekkür et!” gibi ifadelerden kaçınmanızdır. Bunu yapmak yerine ona örnek olmayı tercih etmeli ve sabırlı olmalısınız.

Nezaket sözcükleri kadar önemli bir başka konu da çocuklara sosyal ortamlarda gürültü yapmamak, çöpleri çöp kutusuna atmak, çevredeki güzelliklere zarar vermemek, sıra olmak, beklemek, dinlemek, trafikte uyulması gereken kurallara uymak gibi davranışların kazandırılmasıdır.

Kuralları çocuğunuza öğretirken empati becerisini destekleyerek bu kuralların neden var olduğunu açıklamalısınız.

Unutmayınız ki çocuklar, anlam veremedikleri kurallara uymazlar.

ÇOCUĞUMUN DUYGUSAL FARKINDALIĞI

Duygularımız hayatımızda önemli bir yer kaplar. Aynı şekilde çocukların dünyasında da duygular çok önemlidir. Tıpkı yetişkinler gibi çocuklar da hoşuna giden ya da gitmeyen duygularla tanışır. Asıl önemli olan çocuğunuzun duygularını fark edebilmesi ve olumsuz duygularla başa çıkabilme becerisi geliştirmesidir.

Mutluluk, sevgi, üzüntü, öfke, şaşkınlık, korku, saygı, kıskançlık ve daha birçok duyguyu hissetmek insan olmanın bir gereğidir.

Günümüzde duygusal zekâ kavramının da ön plana çıktığını düşünürsek, duyguları tanımanın ve onları yönetmenin çocuğun dünyasında, hayatını kontrol edebilme açısından ne kadar önemli olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Çocuğunuzun duygusal farkındalığını desteklemek için yapabilecekleriniz şunlardır:

• Çocuğunuzla duyguları hakkında konuşun.

• Çocuğunuza, tanımlayamadığı duyguları adlandırması için rehberlik edin.

• Çocuğunuzun duygularına önem verin ve onun duygularına saygı duyduğunuzu hissettirin.

• Çocuğunuzla kendi duygularınızı abartılı olmamak koşuluyla paylaşın.

• Çocuğunuz büyük bir ihtimalle mutsuzluğunu ağlayarak dışa vuracaktır; buna saygı duyun.

• Çocuğunuza sevgiyi anlatan (sarılmak, öpmek, okşamak, sırtını sıvazlama vb.) fiziksel temaslarda bulunun. Bunlar onun güven duygusunu pekiştirir.

• Çocuğunuzun duygularını dinleyemeyecek durumda iseniz, ona, bir süre sonra onunla konuşacağınızı söyleyin. Etkin olmayan bir konuşma ve dinleme süreci yaşamamaya dikkat edin.

ÇOCUĞUM NASIL DAHA YARATICI OLUR?

Çocuğun gelişimi doğduğu andan itibaren öncelikle aile içinde şekillenir. Her gelişim alanında olduğu gibi çocukta yaratıcı düşünme becerisinin gelişimi de ailede başlar ve ömür boyu sürer.

Ebeveynler doğru tutumları ile yaratıcılığı geliştirirken, yanlış tutumlarla da yaratıcı düşünceye farkında olmadan engel olabilirler. Birçok anne ve baba, çocuğunun keşfetme merakını yaramazlık olarak nitelendirirken, bazıları da çocuğunu tehlikelerden korumak amacıyla hareket eder. Oysaki bu konuda ailelere düşen görev, belli sınırlar dâhilinde çocuğa özgürlüğü tanıtarak ve özgür bir ortam sağlayarak, yaratıcı düşünmeyi desteklemektir.

Okul öncesi eğitim kurumlarında yaratıcılık konusunda birçok etkinlik yapılmaktadır. Peki, siz bu konuda neler yapabilirsiniz? Birkaç örnek:

• Çocuğunuzun bildiği bir şarkıyı başka sözlerle söylemesini sağlayabilirsiniz.

• Ona ilginç sorular sorarak, onunla sohbet edebilirsiniz. Örneğin: “Tüm ayakkabılar kâğıttan yapılsaydı ne olurdu?”, “Karıncalar büyük, insanlar ise karıncalar kadar küçük olsa neler yaşardık?”, “Evimizin çatısı olmasaydı neler olurdu?”

• Aile içinde demokrasi kültürünü yerleştirerek, çocuğunuzun duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesini sağlayabilirsiniz.

• Evde kullandığınız bir eşyayı, başka ne amaçla kullanabileceğiniz konusunda çocuğunuzla sohbet edebilirsiniz.

• Çocuğunuzun ilginç soru ve düşüncelerini, çözüm önerilerini “aferin, kutlarım vb.” ifadelerle ödüllendirebilirsiniz.

• Çocuğunuzun resim yapmasını destekleyebilir, ona kitap okuyabilirsiniz.

• Çocuğunuzun yaptığı bir resim için öykü oluşturmasına destek verebilirsiniz.

• Çocuğunuzla birlikte her zaman yaptığınız işlerde farklı bir yöntem deneyebilir, bu konuda çocuğunuzla sohbet edebilirsiniz. Örneğin, okuldan eve her zaman kullandığınız yol yerine farklı bir yoldan gelmek gibi…

ÇOCUĞUM NE KADAR TELEVİZYON İZLEMELİ?

Televizyon, çocuk için bilgiye ulaşmanın en kolay yoludur. Renk, hareket ve sesi bir arada kullanarak ilgi çekmekte, izin verildiği takdirde çocuğun dünyasında büyük bir alanı kaplamaktadır.

Çocukların televizyona düşkünlüğündeki en büyük etkenlerden biri ise anne babaların çocuğuna zaman ayırmada zorluk çekmesidir. Bir de tüketim toplumunda hemen hemen her evde iki televizyon olduğunu düşünürsek, bu medyanın hayatımızda ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız.

Çocuğunuzun televizyona ilgisi, sizin tutumunuzla ve model olmanızla yakından ilgilidir. Şüphesiz ki, televizyonun olumsuz etkilerinden çocuğunuzu korumakta ilk görev size düşmektedir.

Çocuğunuzun televizyonla ilişkisini ayarlayabilmek, kararında bir televizyon izleyicisi olmasını sağlamak için aşağıdaki önerileri gözden geçirip uygulamaya başlayabilirsiniz.

• Kumanda asla çocuğunuzun hükmünde olmasın.

• Çocuğunuzun neyi izleyebileceğine siz karar vermelisiniz.

• Çocuğunuzun izlediği şeylerden mutlaka haberdar olun.

• Çocuğunuzun her gün en fazla iki saat televizyon izlemesine izin verin.

• Televizyon izlemediğiniz zamanlarda televizyonunuzu kapalı tutun.

• Eğer yapıyorsanız, eve girer girmez televizyonu açma alışkanlığınızdan bir an önce kurtulun.

• Televizyon karşısında yemek yeme alışkanlığınız varsa, bundan vazgeçin.

• Çocuğunuzla açık hava etkinlikleri düzenleyin ve televizyon izlememeyi alışkanlık hâline getirin. Bu zamanlarda çocuğunuzla birlikte ya da ayrı ayrı herhangi bir hobi ile vakit geçirebilirsiniz.

• Çocuğunuzun hayatında bir spor dalı ve bir müzik aleti olmasına olanak tanıyın. En azından bunlardan birini gerçekleştirmeyi hedefleyin.

• Şiddet içeren çizgi filmleri izlemesine izin vermeyin.

• Televizyon izleme ile ilgili tutumunuzda eşinizle tutarlı olun. Kararlarınızı uygulamaya dikkat edin.

ÇOCUĞUMLA YARIYIL TATİLİNDE NELER YAPABİLİRİZ?

İki haftalık yarıyıl tatilimiz artık başlıyor. İlk dönemin yorgunluğunu atma ve eğitime mola verme zamanı geldi. Bu mola ile dinlenen çocuğunuz, gelecek döneme tazelenmiş olarak girecek.

Bu süreçte evde olan çocuğunuzun televizyon ve bilgisayar karşısında zaman geçirmesini engellemek ve onu etkin bir şekilde oyalamak için bazı etkinlikler yapabilirsiniz. İşte bunlardan bazıları:

• Açık hava gezileri düzenleyebilirsiniz.

• Bir arkadaşını ziyaret etmesini sağlayabilirsiniz.

• Ona, her gün bir kitap okuyabilirsiniz.

• Her gün yaptığı resimleri, duvarınızın bir bölümünde ya da odasının kapısında sergileyebilirsiniz.

• Birlikte kurabiye ya da kek yapabilirsiniz.

• Gazete ve dergilerden kestiğiniz resimlerle kolaj (resimleri istediğiniz şekilde kesip yapıştırma) çalışması yapabilirsiniz.

• Çocuk tiyatrosuna gidebilirsiniz.

• Sinemaya gidebilirsiniz.

• İlk hafta artık materyal biriktirip, ikinci hafta bunlarla bir oyuncak yapmaya çalışabilirsiniz.

• Bir çocuk kütüphanesi ziyareti düzenleyebilirsiniz.

• Kitapçıdaki çocuk kitaplarını inceleyebilir, en beğendiği kitabı alabilirsiniz.

• Albümleri inceleyebilir, fotoğraflar hakkında sohbet edebilirsiniz.

• Çocuğunuzun odasındaki çekmeceleri birlikte düzenleyebilirsiniz.

• Çocuğunuzun odasını onunla birlikte değişik bir şekilde düzenleyebilirsiniz.

• Bir müze gezisi düzenleyebilirsiniz.

ÇOCUĞUMUN KORKULARI VAR

Korku, tehlikelere ya da tehlike olduğu düşünülen varlıklara karşı gösterilen bir duygudur. Korku, bazen görünen bir varlığa karşı duyulabileceği gibi bazen de görünmeyen bir varlığa da duyulabilir.

Bilinmeyene, anlamlandırılamayana karşı hissedilenler birçok yetişkine ürküntü verir. Çocuğun bilmediği konular ise daha çoktur. Bu bakımdan çocuklukta yaşanan bazı korkular doğaldır.

Çocukların korkularının başında anne ve babasından ayrılma korkusu yer almaktadır. Bu nedenle çocukla iletişim kurarken her ne amaçla olursa olsun, artık onun annesi ya da babası olmayacağınızı, böyle davranmaya devam ederse onu bırakıp gideceğinizi söylememelisiniz.

Yine, çocuğunuzun davranışlarını yönetmeye çalışırken, polis, doktor ya da korkunç varlık isimleri ile onu tehdit etmeniz de çocuğunuzun korkak bir kişilik geliştirmesine ve öz güven sorunu yaşamasına sebep olacaktır. Bu şekilde korkuttuğunuz çocuğunuz gece yalnız yatmaktan korkacak, bakkala gidip almasını istediğiniz ekmeği bile alamayacak kadar güvensiz olacak ve sürekli başına kötü bir şey geleceğini düşünecektir.

Bazen de siz çocuğunuzu korkutmasanız da sizin korku içeren tutumlarınız çocuğunuzu etkiler ve çocuğunuzun aynı davranışlarla tepki verdiğini gözlemleyebilirsiniz.

Korku, içgüdüsel olduğu kadar sonradan da öğrenilir.

Çocuklarda en sık görülen korkular; gece korkusu, okul korkusu ve bir hayvana karşı duyulan korkudur. Bu durumlarda aileler mutlaka çocuğuyla konuşarak korkunun sebebini anlamalıdır. Bu tip durumlarda, çocuğa “Korkma, korkulacak bir şey yok. Bu şeyden korkman çok saçma!” gibi ifadelerle yaklaşmak son derece yanlıştır. Bunun yerine çocuğunuza onun yanında olduğunuzu, güvende olduğunu, insanların bazen korkabileceğini, korkusunu zamanla aşacağını söylemeniz, daha sağlıklı olacaktır.

ÇOCUĞUM KÜÇÜK BİR SANATÇI

Sanat deyince aklımıza yaratıcılık ve hayal gücü gelir. Çünkü sanat, hayallerin bazen bir cümle ya da dize olarak kâğıda dökülmesi, bazen bir tablo olarak tuvale yansıması, bazen rol olup sahnelenmesi, bazen de çamurun nesneye dönüşmesidir.

Çocuğunuz için resim, duygu ve düşüncelerini ifade etmede kullandığı en önemli yöntem olup, aynı zamanda hoşlanarak vakit geçirdiği bir faaliyettir. Sözle ifade edemediği birçok duyguyu kâğıda aktaran çocuk, estetik deneyimler de yaşayarak kişiliğini geliştirir. Aynı zamanda üretkenliğe adım atmış bir birey olarak hayat yolunda ilerlemeye başlar.

Resim yapan çocuğunuz, bu süreçte renk, şekil, doku, tasarım ve farklı düşünme becerilerini geliştirir. Bunun için sizin yapmanız gereken, uygun ortamı hazırlamak ve yaptığı ürünlerle ilgili beğeninizi dile getiren ifadeler kullanmak olacaktır.

Çocuğun resimlerinin olumsuz biçimde eleştirilmemesi ve çizimlerinin yönlendirilmemesi sanat eğitimi açısından son derece önemlidir. Örneğin: Güneşi mavi, kedileri uçuyor çizen bir çocuğun resmine yapacağınız yorum, her zaman “Çok güzel olmuş.’’ demek olmalıdır.

Dünyayı algıladıkları gibi çizmelerine müdahale etmemeli, aksine desteklemelisiniz. Bu davranışınız onun beğenilmeye değer bir kişi olduğunu hissetmesiyle birlikte, soyut düşünce yapısına geçiş aşamasını da destekleyecektir.

Çocuğunuzun sanat ürünleri sadece resim olmak zorunda değildir. Kendi yarattığı bir öykü, şarkı, oyun hamurundan yaptığı bir varlık, canlandırdığı bir rol de onun sanatla ilgili becerilerini belirler. Küçük yaşlarda onun ilgi ve yeteneğini belirleyip, buna uygun olarak vereceğiniz destek ile gelişimine katkıda bulunabilirsiniz.

ÇOCUĞUM CİNSELLİĞİNİ TANIYOR

Çocukta cinsel kimliğin gelişimi doğumdan ergenliğin sonuna kadar olan uzun bir dönemi kapsar. Çocuk cinsel kimliğini geliştirirken ailede anne ve babayı rol model alır. Bu nedenle anne ve babanın tutum ve davranışları çocuk açısından oldukça önemlidir.

Kız çocuk babaya olan ilgisi nedeniyle anne ile özdeşim kurarken, erkek çocuk da anneye olan ilgisinden dolayı baba ile özdeşim kurar. Anne ve babayı örnek alarak onun gibi davranır ve ebeveynine hoş görünme çabası içine girer. Örneğin kız çocuk annesi gibi makyaj yapıp, onun ayakkabılarını giyebilir. Erkek çocuk da babası gibi tıraş olup, onun davranışlarını sergileyebilir. Çocuk bu rolleri oynarken aynı zamanda cinsel kimliğini de geliştirir.

Çocuğun cinsellikle ilgili soruları sıklıkla 3-7 yaş döneminde göze çarpar. Bu dönemde şunlara dikkat ederek çocuğunuzun cinsiyet kavramı ile ilgili olumlu öngörü edinmesini sağlayabilirsiniz.

• Çocuğunuzun konu ile ilgili sorularına doğal konuşma tonunda ve sade bir dille yanıtlar verin.

• Çocuğunuza sorularını asla ayıp olarak nitelendirmeyin, suçlayıcı bir tavır sergilemeyin.

• Çocuğunuza sorduğu sorular kadar yanıt verin, fazla bilgi vermekten kaçının.

• Çocuğunuz cinsel organının adını öğrenmek istediğinde ona doğru bilgiyi verin.

• Çocuğunuzun cinsel organının ona özel bir organ olduğunu söyleyin.

• Tuvalet eğitiminde baskıcı bir yaklaşımda bulunmayın.

Ve unutmayın, aile çocuğuna gerekli bilgiyi verdiğinde çocuğun başka kanallardan bilgiye ulaşma olasılığı ortadan kalkacak ve istenmeyen durumların engellenmesi sağlanacaktır.

ÇOCUĞUMUN DİL GELİŞİMİ

Çocuğunuz ilk çıkardığı ağlama sesi ile konuşmaya adım atar. Bunu izleyen süreçte, gülme, agulama, tekrarlayan heceler, sözcükler ve cümleler ile dil becerilerini geliştirmeye başlar.

60-72 aylık olan çocuk aşağıdaki özellikleri gösterir:

1. Günlük deneyimlerini anlatır.

2. Birbirini izleyen üç emir tümcesinde istenileni sırası ile yerine getirir.

3. Tekil ve çoğul ifadeleri birbirine dönüştürerek kullanır.

4. Bazı sözcüklerin eş ve karşıt anlamını bilir.

5. “Ne zaman, neden, nasıl ?” gibi soru sözcüklerini içeren soruları cevaplar.

6. Cümlelerinde, çünkü, daha sonra gibi bağlaçlar kullanarak konuşur.

7. Birleşik cümleler kullanır.

8. Yer bildiren sözcükleri yerinde ve doğru olarak kullanır.

9. İsteklerini uygun tümcelerle ifade eder.

10. Birleşik tümceler kullanır.

11. Basit şakalar yapar.

12. Tümcelerinde genellikle özneye uygun fiil kullanır.

13. Bazı soyut ifadeleri anlar.

14. Evinin ya da anne babasının telefon numarasını söyler.

ÇOCUĞUM VE SPOR

Çocukların gelişimi açısından fiziksel aktivite son derece önem taşımaktadır. Fiziksel aktiviteyi sağlamada en önemli araç ise spordur.

6 yaş döneminde çocuğunuzun dikkat süresi biraz daha uzamıştır. Denge-koordinasyon gerektiren hareketleri daha iyi yapar hâle gelmiştir. Bununla birlikte işbirliği gerektiren oyunlara ilişkin beceri geliştirmiş olması, bireysel sporların yanında grup sporlarına yatkınlığını da artırmaktadır.

Okul öncesi eğitim programına devam eden çocuklar için önerilen etkinlikler fiziksel aktiviteleri içermekle birlikte, çocuğun okul dışında daha programlı bir spor dalına yönlendirilmesi gerektiği de belirtilmektedir.

Bu dönemde çocuğunuz için jimnastik, kayak ve yüzme gibi bireysel sporları tercih edebilirsiniz. İleriki yıllarda da koordinasyon becerisinin daha iyi olacağını göz önüne alarak, çocuğunuzu basketbol, voleybol, futbol, tenis gibi sporlara da yönlendirebilirsiniz.

Programlı bir spor dalına yönlendirdiğiniz çocuğunuzda aşağıdaki olumlu sonuçları gözlemleyebilirsiniz.

• Gelişimi daha hızlı olur.

• Sporu yetişkinlik döneminde yaşam tarzı hâline getirir.

• Obezite riski en aza indirgenir.

• Daha az hastalanır.

• Kemik yoğunluğu artar.

• Fiziksel yetenekleri gelişir.

• Vücudunu ve yeteneklerini algılama becerisi gelişir.

• Öz güven gelişimi desteklenmiş olur.

• Konsantrasyon yeteneği gelişir.

• Sosyalleşmesi desteklenmiş olur.

• Hedef belirleme ve hedefe uygun plan yapma, problem çözme becerileri gelişir.

• Saygı, hoşgörü ve işbirliği gelişimi desteklenir.

• Takım çalışmasını öğrenir.

• Zorluklarla başa çıkabilme becerisi güçlenir.

ÇOCUĞUM PAYLAŞMAYI SEVİYOR

Çocuğun paylaşmayı öğrenmesi ilk olarak ailede başlar. Aile bireyleri ile paylaşan çocuk, sosyalleşmenin bir gereği olarak arkadaş ilişkilerinde de paylaşma duygusunu geliştirir.

Çocuklarda paylaşma becerisinin gelişimi 6 yaş civarında anlam kazanır. Çocuk, bu dönemde paylaşmaktan haz duyar ve bu duyguyu deneyimlemek ister. Bu deneyimler işbirliği, empati, yardımlaşma duygularının çocuğun dünyasında anlam kazanmasına olanak sağlar.

Her aile çocuğunun paylaşma duygusunun gelişmesini ister. Bu istek zaman zaman çocuğu zorlama şeklinde de olabilir. Bu konudaki zorlamalar sıklıkla çocukta ters tepkiye neden olur.

Çocuğun paylaşmayı öğrenebilmesi için öncelikle ailenin ona model olması gerekmektedir. Ailesini model alan çocuk, bilişsel gelişiminin de etkisi ile bu duyguyu farkında olmadan kişiliğine katar.

Okul öncesi eğitim kurumuna devam eden çocuk, belli bir program içinde bu duyguyu kazanır ve örneklerini sergilemeye başlar. Grup içinde bu davranışlarının arkadaşları ve öğretmeni tarafından takdir görmesi ile benzer davranışlarının sıklığını arttırır ve istendik seviyeye ulaştırır.

Unutulmamalıdır ki paylaşma, işbirliği ve yardımlaşma becerileri gelişmiş çocukların sosyal yönü kuvvetli olur; toplum içinde kabul ve takdir görme ile birlikte çocuğun benlik duygusu olumlu etkilenir. Bu çocuklar da başarılı sıfatıyla toplum içinde yerlerini alırlar.

ÇOCUĞUMU KAZALARDAN KORUMALIYIM

Çocuğunuz gelişip büyürken bir takım beceriler kazanır. Bu becerileri kazanılırken de tehlikelerle tanışmaya başlar. Çocuğunuzun güvenliğini sağlamak için, yaşadığı mekânı, gerekli önlemleri alarak düzenlemeniz gerekir. İlk yardım konusunda bir kurs programına katılmanız da bu çerçevede son derece önem taşımaktadır.

Çocuğunuz için evde ve çevrede alacağınız şu tarz önlemler onu kazalardan korumaya yardımcı olacaktır:

• Çocuğunuzun oyuncaklarının yanmaz malzemeden ve CE belgeli olmasına dikkat ediniz.

• Çocuğunuzun ipli bir oyuncakla uyumasına engel olunuz.

• Uyku sırasında çocuğunuzun ağzında sakız olmamasına dikkat ediniz.

• Temizlik malzemelerinizi kilitli bir dolapta muhafaza ediniz.

• İlaçları çocuğunuzun ulaşamayacağı bir yükseklikte bulundurunuz.

• Çaydanlık, tencere gibi ocak üstünde kullandığınız eşyaları ocağın arka kısmına koymaya dikkat ediniz.

• Çocuğunuzun evde terlik ya da kaymayan bir çorapla dolaşmasını sağlayınız.

• Halı ve kilimlerin altına kaymayı engelleyen aparatlardan yerleştiriniz.

• Sivri ve yanıcı maddeleri ortada bırakmamaya özen gösteriniz.

• Park, alışveriş merkezleri, yol vb. yerlerde gözünüzü çocuğunuzdan ayırmayınız.

• Arabada arka koltukta oturmasına ve yaşına uygun çocuk koltuğu kullanmaya dikkat ediniz.

ÇOCUĞUMLA TİYATROYA GİDİYORUZ

Oyun, yediden yetmişe tüm insanlar için önemli, çocuk içinse vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Bu gerçek göz önüne alındığında, çocuğun oyun yoluyla eğitimine katkıda bulunmak, ona istendik davranışları kazandırmak için başarılı bir yöntemdir.

Çocuklar için hazırlanan tiyatro gösterileriyle çocuğun oyun içinde öğrenme becerisi desteklenmiş olur. Çocuk hem eğlenceli bir şekilde vakit geçirir hem de kişilik gelişimi desteklenmiş olur.

Çocuğunuz sahnede oyuncuları izlerken onlarla özdeşim kurma olanağını yakalar, konuyu algılama, üstünde düşünme, merak, bilişsel düzeyde analiz etme becerilerini kullanır. Dikkatini yoğunlaştırır ve kendisine sunulanları içselleştirir, özümser. Her şeyden önemlisi bütün bunları zevk duyacağı bir ortamda gerçekleştirir.

Çocuğunuzla birlikte tiyatro oyunlarına gitmeye özen göstermelisiniz. Çocuğunuzla birlikte oyun izlemek için özel tiyatroları tercih edebileceğiniz gibi, devlet ve şehir tiyatrolarında da son derece uygun koşullarda kaliteli çocuk oyunları izleyebilirsiniz.

Tiyatroya gittikten sonra oyunun konusu, oyuncuların kostümleri, müzikler ve sahne tasarımı hakkında yapacağınız sohbetlerin yanı sıra biriktireceğiniz bilet ve broşürlerle yapacağınız koleksiyonlar da birlikteliğinize nitelik katacaktır.

Etkinlikler için bilet edinmeden önce oynanan oyunun çocuğunuzun yaşına uygun olup olmadığına ve oyunu izleme mesafesine özen gösteriniz.

ÇOCUĞUM DOĞAYI KEŞFEDİYOR

Dünyanın giderek kirlendiğini, doğanın tüketildiğini göz önüne alırsak, çocukların doğayla tanıştırılmasının da önemini saptamış oluruz. Kuş cıvıltıları duyan, toprağa dokunan, böcekleri keşfeden, çiçekleri koklayan, doğanın sesini dinleyen çocukların gelecekte doğa dostu olması kaçınılmazdır.

Çocuğunuz doğayı sevip korurken, aynı zamanda kendisini geliştirecek bir ortamın içinde yer alır. Çocuğunuzun fen bilimlerine ilgisi artar, dikkat süresi uzar, uyum sorunları azalır. Çocuk, enerjisini olumlu yönde harcayacağı için yaramazlık diye nitelendirdiğiniz davranışlardan uzaklaşır. Çocuğun hayal gücü gelişir. Tüm bunlarla birlikte psikomotor, duygusal ve bilişsel zekâları da işlerlik kazanır.

Çocuğunuzla açık hava etkinlikleri yapmanız çocuğunuzun güneş ışığından faydalanmasını da sağlayacağı için sağlıklı olmasına katkı sağlayacaktır.

Çocuğunuzun doğayla bağ kurması için yapacağınız birçok etkinlik düşünebilirsiniz. Bizden size birkaç öneri:

• Çocuğunuzla birlikte doğa yürüyüşü yapabilir, doğadan alacağınız bazı örnekleri (kozalak, yaprak, taş, çiçek tohumu, değişik çiçekler vb.) birlikte inceleyebilirsiniz.

• Yere uzanıp doğadaki sesleri dinleyebilirsiniz.

• Evde ya da bahçenizde sebze ya da çiçek bahçesi oluşturabilir, bunların bakımında çocuğunuza sorumluluk verebilirsiniz.

• Cinsine birlikte karar vereceğiniz evcil bir hayvanı evde besleyebilirsiniz.

• Geri dönüşüme uygun ayrıştırma yaparak, bu konuda çocuğunuzun sorumluluk almasını sağlayabilirsiniz.

• Doğadan topladığınız değişik malzemelerle süs eşyaları yapabilirsiniz.

• Evde kalan kuru ekmeklerle kuşları besleyebilirsiniz.

• Hayvan barınaklarını ziyaret edebilirsiniz.

• Böcekleri bir kavanoz içine koyup inceleyebilirsiniz.

ÇOCUĞUM SOSYALLEŞİYOR

Sosyalleşme süreci, çocuğunuzun çevre ile uyum sağlamasına ve buna bağlı olarak da mutlu, kendini geliştirmiş, kişisel farkındalığı yüksek bir birey olmasına zemin hazırlar.

Çocuğun sosyalleşmeye ilk adımı ailede başlayıp, çevresiyle devam eder ve yaşam boyu sürer. Bu süreçte, okul öncesi eğitim programları, çocuğunuzun hayatında istendik sosyal davranışların geliştirildiği en önemli unsurlardan biridir.

Çocuk, arkadaş ortamında sistemli bir program içinde sıra beklemeyi, “lütfen, teşekkür ederim, iyi günler” gibi nezaket ifadelerini kullanmayı, sofra adabını, topluluk önünde konuşmayı, işbirliğini, sorumluluk almayı ve yerine getirmeyi, kendi haklarını korurken başkalarının hakkına saygı duymayı öğrenir.

60-72 aylık çocuğunuzun sosyal beceriler ile ilgili olarak aşağıdaki davranışları geliştirmesini bekleyebilirsiniz:

1. Toplum içinde kendisinden beklenen davranışları gösterir.

2. Duygularını belli eder.

3. Başkalarının duygularını anlar.

4. Kurallı oyunların kurallarına uyar.

5. Başkalarına bir oyunun kurallarını açıklar.

6. Aldığı sorumluluğu yerine getirir.

7. Kendine güven duyar.

8. Yeni ve alışılmamış durumlara uyum sağlar.

9. Araç kullanarak yapı-inşa oyunları planlar ve oynar.

10. Grup oyunlarında kurallara uyar.

11. Kendine bir amaç belirleyip davranışlarını ona göre yönlendirir.

12. Arkadaş seçiminde kararlılık gösterir.

13. Sorulduğunda ailesi ile ilgili bilgi verir.

14. Belli bir olayı, durumu canlandırır.

15. Kendi cinsiyetine uygun davranır.

16. Kendisini ifade etmede özgün yollar kullanır.

17. Haklarını korur.

ÇOCUĞUM GÜVENMEYİ ÖĞRENİYOR

Çocuğumuzun çevresine ve kendisine güvenmesi birbiri ile ilişkili iki konu başlığıdır. Çocuk, çevresine güven duymayı öğrendikçe kendine güveni de gelişecek, kendine güvendikçe de çevresinin kendisi ile ilgili kararında bir güven duygusu geliştirecektir. Bu konuda en önemli ayrıntı ise ebeveynin tutumudur.

İsterseniz aşağıdaki deneyi göz önüne alarak bir düşünün. Çocuğunuzun güven duygusu geliştirmesinde rehberliğinizi gerçekleştirirken nasıl bir ebeveyn olduğunuzu ve daha iyiye nasıl ulaşabileceğinizi değerlendirebileceğiniz güzel bir örnek:

Bir grup anne ve bebek seçiliyor. Bu annelerden emekleyebilen çocuklarını bir parkurun başına bırakmaları isteniyor. İlerlemeye başlayan çocuklar parkurun ortasında bir sürprizle karşılaşıyorlar. Parkurun orta kısmı su görüntüsü verecek şekilde bir zeminle kaplanmış… Parkurun bu kısmına gelen tüm çocuklar istisnasız dönüp annelerine bakıyorlar.

Sonuç:

• Hiç sorun yokmuş gibi davranıp, çocuklarını jest ve mimikleri ile cesaretlendiren annelerin çocukları parkuru tamamlıyor.

• Endişelenip telaşa kapılan, buna rağmen çocuklarına devam etmesi için işaretler yapan annelerin çocuklarından kimisi parkuru yavaş da olsa tamamlıyor, kimisi orada bekliyor, kimisi geri dönüyor.

• Fazlaca heyecanlanıp, telaşlanan panikleyen annelerin çocukları ise, engeli tamamlayamıyor. Kimisi geri dönüyor, kimisi ağlayarak yardım istiyor.

Gördüğünüz gibi çocuğunuz ebeveynden destek aldığında kendini güvende hissediyor; kendine güveni artıyor. Bununla birlikte, buradan, ebeveyn olarak çocuğunuzun her davranışını cesaretlendirmeniz gerektiği anlamını çıkarmanız da doğru olmaz. Çocuk cesaretlendirilirken de dengeli davranılmalıdır.

Dengeyi sağlayarak çocuğunuzun güvenmeyi doğru öğrenmesini sağlamaksa sizin elinizde…

ÇOCUĞUM VE OYUN

Oyun, çocuğun hayatının büyük bir bölümünü kapsamaktadır ve onun yemek, içmek kadar doğal bir ihtiyacıdır. Çocuğunuzun sosyalleşmesi süreci oyuna attığı ilk adımla desteklenir. Tek başına oyun oynayan çocuk kendisiyle baş başa kalırken grup oyunlarında da bir gruba dâhil olmanın hazzını yaşar.

Çocuğunuz oyunla birlikte yaratıcılığını geliştirme fırsatı bulur. Her şeyden önemlisi oyun, çocuğunuz için özgür iradesiyle katıldığı bir deneyimlemeler bütünüdür.

Çocuk, oyunlarında kaygı ve stresten uzaklaşmakta, arkadaşları ile oyunun kurallarını belirlemekte ve buna uymaktadır. Bununla birlikte hata yapmasının da bir önemi yoktur, çünkü oyun sürecini yeniden başlatmak da çocuğun inisiyatifindedir. Kurallara uyma ile birlikte iç disiplinin gelişimi kaçınılmaz olmaktadır.

Oyun oynayan çocuklar olumlu kişilik özellikleri kazanır ve doğru davranışlarını pekiştirir. Çocuğunuz oyun oynarken empati kurmayı, karşılıklı diyalogları, sabırlı ve hoşgörülü olmayı, liderlik özelliklerini, problem çözmeyi, sıkıntılarından uzaklaşmayı ve paylaşmayı öğrenerek gelişim gösterir.

Çocuğunuzun kendini bir oyun içinde ifade etmesine asla engel olmayın. Bununla birlikte onun oyunlarına zaman zaman katılımınız hem onu hem de sizi mutlu edecektir. Bunu yaparken dozu kaçırmamaya dikkat etmeniz, çocuğunuzun sürekli oyun arkadaşı olmaktan kaçınmanız gerekir. Çocuğunuzu, oyun oynama ihtiyacını karşılayabileceği arkadaşlarıyla bir araya getirmek onun gelişimini destekleyecek, iletişim becerisini artıracaktır.

Unutmayın, oyun, çocuğunuzun en ciddi işidir.

ÇOCUĞUM HANGİ AŞILARI OLMALI?

Aşılar çocuğunuzu hastalıklardan önemli ölçüde korur. Çocuğunuzun aşılarını zamanında yaptırmak, aşı yapacak kişinin bu konuda uzman olmasına dikkat etmek, aşı öncesi çocuğunuzun bir doktor tarafından kontrol edilmesini sağlamak, ateşli hastalıklar sırasında çocuğunuza aşı yaptırmamak ve kullanılacak aşının yan etkileri hakkında bilgi almak, dikkat etmeniz gereken noktalar olup, bu konuya gereken önemi göstermelisiniz.

Çocuğunuza yaptırmış olmanız gereken ve gelecekte yaptıracağınız aşıları aşağıdaki takvimden kontrol edebilir, gerekli önlemleri alabilirsiniz.

Sağlık Bakanlığının Önerdiği Aşı Takvimi:

1. BCG

• 2. Ayda

• İlköğretim 1. sınıfta (PPD kontrolü ile)

2. DBT ve POLİO

• 2. ayda

• 3. ayda

• 4. ayda

• 16. ayda

• İlköğretim 1. sınıfta (sadece polio)

3. KIZAMIK

• 9. ayda

• 15-59. ay arasında

• İlköğretim 1. sınıfta

4. HEPATİT B

• Doğumda

• 3. ayda

• 5. Ayda

5. Td

• İlköğretim 1. sınıfta

• Orta okul 5. Sınıfta

6. T

• Lise 9. sınıfta

ÇOCUĞUM ÇEVRECİ YETİŞİYOR

Çocuklarımızı doğa dostu olduğu kadar çevre dostu olarak yetiştirmeye de önem vermeli, onların çevre bilinci kazanmasına destek vermeliyiz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çocuğumuza örnek olarak bu işe başlamalıyız. Bu konunun önemini algılatmak için özel bir çabaya da ihtiyacınız yok üstelik. Sadece çocuğunuzu açık havaya, doğaya çıkarmanız yeterli.

Dünyayı emanet edeceğimiz çocuklarımızın çevre dostu olarak, küresel ısınma, geri dönüşüm, çevre kirliliği, nesli tükenen hayvanlar, hormonlu gıdalar ve doğal kaynaklar ile ilgili bilinçli davranışlar edinmesi, gelecek nesiller için de daha yaşanılabilir bir dünyanın temellerini atacaktır.

Çocuğunuzu çevreci yetiştirirken, yaşına uygun kitaplardan faydalanabilirsiniz. Bu konuda TÜBİTAK ve ODTÜ yayınları arasında çok iyi örnekler bulunmaktadır. Ayrıca, kitapçılardaki diğer çocuk kitaplarını da değerlendirebilirsiniz.

Çocuğunuzla birlikte boşa akan su, kirletilen su, kesilen ağaç, bir kısmına resim çizilmiş ve yere atılmış kâğıt vb. rolleri canlandırarak, canlandırma esnasında hissettikleri hakkında konuşabilirsiniz.

Çocuğunuzla yapacağınız çevre gezilerinde etrafında gördüğü güzel ve rahatsız edici durumlar ile ilgili sohbet edebilir, beyin fırtınası yaparak bazı çevre sorunlarına çözüm bulmaya çalışabilirsiniz.

Unutmayınız ki temiz çevre içinde yetişen çocuklar toplumda yerlerini uygar ve mutlu insanlar olarak alırlar.

ÇOCUĞUMUN PSİKOMOTOR GELİŞİMİ

Okul öncesi dönemde el becerileri, el ve gözün koordineli hareketini ve el-parmak kaslarının gelişimini içerir. Çocuğunuzun kalem tutmasından, düğme iliklemesine, makasla kesme becerisinden, kâğıt katlamaya kadar geliştireceği beceriler gelişiminin önemli parçalarıdır.

Bu dönemde çocuğun bir gelişim alanı da büyük kasların gelişimidir. Atlama, sıçrama, tek ayak üstünde durma, bir engel üstünden atlama gibi beceriler de bu alan içinde yer almaktadır.

60-72 aylık çocuğunuzun psikomotor gelişimini aşağıdaki davranış biçimlerini gözleyerek takip edebilir, bu alandaki yetersizlikleri ile ilgili önlem alabilir ve güçlü yanlarını geliştirebilirsiniz.

1. Denge tahtasında ileri, geri ve yan yana yürür.

2. Başlama ve durma komutlarına uyarak tempolu yürür.

3. Yardımla sekerek yürür.

4. Topuk ve ayak ucunda geri geri yürür.

5. Parmak ucunda koşar.

6. Yaklaşık 30 cm yükseklikten atlar

7. Ritmik olarak seker.

8. Tek ayak üzerinde 8-10 saniye durur.

9. Düşmeden 10 kez öne doğru çift ayak sıçrar.

10. Koşarken yerden bir şey alır.

11. Kendi başına ip atlar.

12. Yardımsız bisiklete biner.

13. Kendi bendeni etrafında döner.

14. Ayak değiştirerek merdiven iner ve çıkar.

15. Ritmik hareketleri yapar.

16. Topu yakalamak için ellerinden çok kollarını kullanır.

17. Orta büyüklükteki topu yerde birden fazla sıçratır.

18. 1 m yukarı atılan topu yakalar.

19. Kendine doğru zıplatılan topu yakalar.

20. Topu 3 m uzaktaki hedefe atar.

21. Kâğıt üzerine çizilmiş basit şekilleri çizer.

22. Atlama ve tutma davranışlarını gerektiren etkinliklere katılır.

23. Yumuşak malzemeler ile 2-3 parçadan oluşan şekiller yapar.

24. Yumuşak malzemeler ile bir kompozisyon oluşturur.

25. Baskı ve yapıştırma işlerini yapar.

26. Yetişkin gibi kalem tutar.

27. Model gösterildiğinde kâğıdı çapraz şekilde katlar.

28. Modele bakarak daire, kare, dikdörtgen ve üçgen çizer.

29. Yatay, dikey, eğri, eğik çizgiler çizerek kombinasyon oluşturur.

30. İşaret parmağı ile diğer elinin parmaklarını sayar.

31. İsmini kopya eder.

32. 1-5 arası rakamları kopya eder.

33. Eksik insan resmini tamamlar.

ÇOCUĞUMUN PROBLEMLİ DAVRANIŞLARIYLA NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİM?

Çocuğunuzla yaşadığınız problemlerde inatlaşmaya girmeden etkili yöntemler kullanmanız ve gelişim basamaklarını bilmeniz gerekir.

Sağlıklı bir iletişim ile birçok sorunu çözebilir, tekrarlanmasına engel olabilirsiniz. Bunun için yapmanız ve yapmamanız gereken davranışları bilmeniz ve sabırlı olmanız yeterlidir. Unutmayın ki eğitim, uzun bir süreçtir ve tutarlılık ister.

Problem durumlar ile ilgili uygulayabileceğiniz bazı yöntemler şunlardır:

• Uyku, beslenme, oyuncak toplama gibi konularla ilgili çocuğunuzla birlikte kurallar belirleyin ve bu kuralların neden gerekli olduğu konusunda açıklama yapın.

• Çocuğunuzun yaş grubuna uygun gelişim özelliklerini öğrenin ve beklentilerinizi ona göre belirleyin.

• Çocuğunuza doğru model olmaya dikkat edin.

• Çocuğunuzun asla başkalarının haklarına saygısızlık etmesine izin vermeyin ve anında müdahale edin.

• Çocuğunuzun şiddet ve kötü sözler içeren davranış ve ifadelerine gülmeyin ve onaylamadığınızı belirtin.

• Çok ani ve aktif hareketlerde bulunan, sizi duymuyormuş gibi davranan çocuğunuza fiziksel gücünüzü hafifçe hissettirerek (kollarından kendinize çekmek ve hareket etmesini engellemek olabilir) gözlerine bakın ve biraz durup dinlenmesini, sonra da konuşmanız gerektiğini söyleyin.

• Ne olursa olsun çocuğunuzu utandırmayın, acımasızca eleştirmeyin ve fiziksel şiddetle cezalandırmayın. Bu davranış çözümden çok sorunun büyümesine sebep olur.

• Kararlı olun ve her istenmeyen davranış sonucunda çocuğunuzu sevdiği bir şeyden men edin. Örneğin parka gitmemek, o günkü çikolatasını yememek, sevdiği bir oyuncağı oynamamak gibi…

• Sorunla ilgili aldığınız önlemler için “ceza” ifadesi yerine “mola” ifadesini kullanın.

• Çocuğunuz olumlu davranış sergilediğinde mutlaka sözel olarak ödüllendirme yapın ve onu övün.

• Cezalandırmada ölçülü olun, cezalarınızın olumsuz davranışı aşmamasına dikkat edin.

• Aile içinde aldığınız karalarda tutarlı olmaya dikkat edin.

TATLI RÜYALAR ÇOCUĞUM

Uyku, çocuğunuzun gelişimini etkileyen bir dinlenme sürecidir. Uyku sırasında vücudu dinlenen çocuğun, büyüme hormonu salınımı artarken stres hormonları salınımı azalır.

Kaliteli bir uyku süreci yeni bir güne sağlıkla merhaba demek anlamına gelir.

Kazanılmış düzenli uyku alışkanlığı hafızayı güçlendirir, depresyon riskini azaltır, büyümeyi hızlandırır ve gün içinde öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesine yardımcı olur. Bununla birlikte zamanında uyuyan çocuk televizyon ya da bilgisayar başında daha az zaman geçirecek ve abur cubur yeme gibi olumsuz davranışlardan da dolaylı olarak kaçınacaktır.

İşte size çocuğunuzu tatlı rüyalara hazırlamak için birkaç öneri:

• Çocuğunuzun uyku saatini belirleyin. Bunu yaparken çocuğunuzun uyku ihtiyacının 10 saat olduğunu göz önüne alarak, sabah kalkma saatine uygun bir düzenleme yapın. (Saat 8’de kalkması gereken bir çocuk için, gece saat:22’de uyumak idealdir.)

• Uyku saati kuralını her zaman uygulamaya dikkat edin.

• Uyku saatinden hemen önce çocuğunuzun şekerli, unlu ve gaz yapıcı gıdalar yememesine ve içmemesine dikkat edin.

• Çocuğunuzun uyku öncesinde gerginlik yaratacak yaklaşım ve sorunlardan uzak kalmasını sağlayın.

• Çocuğunuz pijamalarını giyip yatağına girdikten sonra ona bir masal kitabı okuyun.

• Çocuğunuzun uyuduğu mekânın karanlık olmasını sağlayın.

• Çocuğunuzun uykuya dalarken sevdiği bir oyuncağı almasını sağlayın.

• Ona tatlı rüyalar dilerken onu sevdiğinizi söylemeyi unutmayın.

• Sabah uyandırmanız gereken çocuğunuzu, yumuşak ve sevecen bir ses tonuyla uyandırın.

BABA-ÇOCUK İLETİŞİMİ

Günümüzde paylaşımcı baba modeline doğru yol alınmakla birlikte, ne yazık ki birçok kesimde hâlâ baba, “çalışan ve para kazanan” etiketinden bir adım öteye gidememektedir.

Çocuk, doğumdan yetişkinliğe kadar uzanan süreçte anneye olduğu kadar babaya da ihtiyaç duyar. Anneden sevgiyi öğrenirken, babadan da güven duymayı öğrenir. Peki, ideal olan paylaşımcı baba modelini nasıl uygulayacaksınız?

• Çocuğunuza onu sevdiğinizi ve onunla gurur duyduğunuzu söyleyin.

• Ona olan güveninizi dile getirin. Bu ona güvene layık biri olduğunu hissettirecek ve istendik davranışlar geliştirmesine yardımcı olacaktır.

• Zaman zaman baba-kız ya da baba-oğul baş başa zaman geçirin. Bunun için sinemaya gidebilir, birlikte resim yapabilir, bir spor müsabakasını izleyebilir ya da doğa gezisi yapabilirsiniz.

• Kuralları koyarken ve uygularken eşinizle birlikte hareket edin.

• Çocuğunuzun veli toplantılarına eşiniz ile birlikte katılın.

• Çocuğunuza karşı baskıcı ve eleştirici bir tutum içinde olmayın. Aşırı hoşgörülü bir baba olmaktan da kaçının.

• Çocuğunuzu sürekli yönetmek yerine, kontrol etmeyi ve yönlendirmeyi tercih edin.

• Onun sorunlarını dinleyin; çözmek yerine rehberlik edin ve doğru çözümü bulmasına destek olun.

• Onun düşüncelerini saçma olsa dahi dinleyin ve kendi düşüncelerinizi onunla paylaşın.

• Çocuğunuzun başarı ve yeteneklerini destekleyin.

• Çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda uzmanlar tarafından hazırlanmış kitaplar okuyun.

• Sonradan nerede yanlış yaptığınızı düşünmek yerine şimdiden bunları uygulamaya başlayın.

ÇOCUĞUM İLKÖĞRETİME BAŞLAYACAK

Okul öncesi eğitimini tamamlayan çocuğunuz artık ilköğretim sürecine adım atacak. Bir koca eğitim ve öğrenme sürecinde duygularını fark eden, öğrenmeyi öğrenen, yaratıcılığını geliştiren, akademik beceriler kazanan, doğru ve iyi bir insan olma yolunda ilerleyen çocuğunuz, ilköğretime olduğu kadar hayata da hazırlandı.

Peki, ilköğretime başlayacak olan çocuğunuzun sağlıklı bir şekilde yeni bir döneme geçiş yapması için siz neler yapabilirsiniz? İşte birkaç öneri:

• Başlayacağı okula götürün, eğer mümkünse öğretmeni ile tanışmasını sağlayın, sınıfı gezmesi için fırsat tanıyın.

• Sizin okula başladığınız gün ile ilgili olumlu anılarınızı çocuğunuzla paylaşın.

• Okul yaşantınızda öğrendiğiniz bilgili özendirici bir şekilde anlatın.

• Anaokulundaki arkadaşları ve öğretmeniyle zaman zaman görüşebileceğinizi ifade edin.

• Okuma yazma öğrendikten sonra, anaokulu öğretmeni ve arkadaşlarına mektup yazabileceğini ifade edin.

• Okulda herhangi bir sıkıntısı olduğunda öğretmeninin ona destek olacağını söyleyin.

• Yeni arkadaşlar edineceğini ve eğlenceli zaman geçireceğini ifade edin.

• Kaygılı davranmaktan kaçının, bu davranışınızla çocuğunuzun kaygı düzeyinin artmasına sebep olursunuz.

• Çocuğunuz okula başladığında ondan ayrılma sürecini bir seremoni hâline dönüştürmeyin, mümkün olduğunca kısa tutun ve doğal davranın.

• Çocuğunuzun yanında okulu ve öğretmeni ile ilgili olumsuz konuşmalardan kaçının.

• Her çocuğun farklı bir birey olduğunu unutmayın ve çocuğunuza uyum sürecinde destek olun.